“Şimdi, Filistin ve Lübnan’da, Müslüman kardeşlerimiz İsrail’in insanlık dışı kuşatması ve saldırısı altındalar. Allah korusun, eğer İsrail o savaş meydanında zafere ulaşırsa, saldırısını diğer ülkelere kadar genişletecektir…
İslam milleti, insani vazifenin gereği, kardeşliğin akli ve İslami vazifenin gereği olarak, bu emperyalizm uşağının köklerini yok etmek konusunda hiçbir fedakarlıktan kaçınmamakla yükümlüdür. İsrail aleyhine savaşan kardeşlerine maddi ve manevi yardım; ilaç ve gıda göndererek yardım etmelidir.”
Ayetullah İmam Humeyni, 24 Eylül 1902’de, İran’ın Merkez iline bağlı Humeyn şehrinde; ilim, hicret ve cihad ehli olan, kökleri Ehlibeyt’e uzanan asil bir ailenin çocuğu olarak dünyaya gözlerini açar. Asıl adı Ruhullah’il Musavî’yyil Humeyni’dir.
İmam Humeyni henüz 5 aylıkken, babası, dönemin zorba rejimi güçlerince, Humeyn-Erak yolunda kurşunlanarak şehid edilir. Şehid yakınları, söz konusu cinayeti işleyenlerin kısas edilmesi amacıyla Tahran’a hareket ederler. Darul Hükümeye yapılan baskılar sonunda, katile kısas yapılır.
İmam Humeyni daha çocukluktan itibaren, yetim kalmanın ve şahadetin ne demek olduğunu tanır. Çocukluk dönemini annesi ve halasıyla beraber geçirir. Annesi Hacer hanım, dönemin taklid mercilerinden Ayetullah Hansari’nin torunlarındandır. Ama daha 15 yaşında iken, bu iki mümine hanımı da kaybeder.
O da, nesilden nesile halkı ilahi yolda aydınlatan ecdadı gibi ilim yolunu seçer. Dedesi, merhum Ayetullah Seyyid Mustafa Musevi, merhum Ayetullah’il Uzma Mirza Şirazi’yle aynı dönemde, Necef’te dini ilimler alanında eğitim gördükten ve taklid mercii makamına yükseldikten sonra, Necef’ten İran’a dönmüş ve Humeyn şehrinde halkı dini açıdan ilimle aydınlatma hizmetine başlamıştır.
İmam Humeyni, Farsçayla ilgili ilk eğitimini ailesinden ve dini eğitimini ise ağabeyi Ayetullah Pesendi’den alır. Ardından dinî medreselerde temel dersleri (Arap dili ve edebiyatı, mantık, fıkıh ve usul) almaya başlar ve Mirza Mahmut İftiharu’l-Ulema, Hac Mirza Necefî-yi Humeynî, Ayetullah Şeyh Ali Muhammed Burucerdî, Ayetullah Muhammed Gulpayganî ve Ayetullah Abbas Erakî gibi, bölgenin büyük ulema ve hocalarından dersler alarak, 1919 yılında Erak İlmiye Medresesine girer. Ayetullah Hairi, medresesini Kum’a taşıyınca, İmam bu kez de oraya gider.
Felsefe ve ahlak derslerini, Ayetullah Muhammed Şahabadî ve Seyyid Ebu’l-Hasan Hakîm Kazvinî ve Hac Mirza Cevad Ağa Melikî-yi Tebrizî’nin yanında okur. Menkul fıkıh ve usul derslerini ise Ayetullah Abdulkerim Hairî-yi Yezdî ve Ağa Mir Seyyid Ali Kaşanî’den alır. Fıkıh ve usul derslerinde çok başarılı olarak kısa zamanda ictihad (Müctehidlik) derecesine ulaşır.
İmam Humeyni, Ayetullah Hairi öldüğünde, artık Kum havzasının en önde gelen alimlerin olmuştur. Fıkıhta içtihat seviyesine ulaşmasının yanında, astronomi, felsefe, irfan, hikmet, tefsir konularında da çok ileri bir seviyeye gelmiştir ve 27 yaşında Misbah’ül Hidaye adlı eserini yayımlar.
26 yaşında iken, Ayetullah Hacı Mirza Muhammed Tahrani’nin kızıyla evlenir. Bu evlilikte iki erkek ve üç kız çocuğu dünyaya gelir. Ailesine muamelede ise, rehberi yine peygamber olur.
İmam Humeyni, ilim, mücadele, sürgün ve Allah’a olan aşkıyla dolu bir yaşamdan sonra, 4 Haziran 1989’da sevgiliye kavuşur.
Yaşam Mücadelesi
“İslam uleması, İslam’ın açık hükümlerini korumakla yükümlüdür. İslam ülkelerinin bağımsızlıklarını desteklemeleri gerekir. Zulüm ve baskılardan nefret ettiklerini açıklamaları gerekir. İslam ülkelerinin bağımsızlıkları aleyhine ve İslam düşmanları ile yapılan antlaşmalara karşı nefretlerini açıklamalıdırlar…
Ben burada oturup tesbih çeken mollalardan değilim. Ben Papa değilim ki, Pazar günleri ayin yapıp, diğer vakitlerde kendim için saltanat süreyim ve diğer işlerle bir ilgim olmasın. Biz peygamberin yaptığı siyasetin aynını yapma azmindeyiz.”
İmam Humeyni’nin en önemli özelliği, her ne pahasına olursa olsun, her zaman zulüm, baskı ve diktatörlüğe karşı durup, mücadele etmesidir. O bu nedenle, ülkesindeki şah yönetiminin her türlü faaliyetlerinin karşısında, halkını korumak ve bilinçlendirmek adına, bir set gibi durmayı borç bilmiştir.
İran’ın sosyal ve siyasi durumuyla ilgilenmesinin yanında, 1962 yılında Ayetullah Burucerdi’nin ölümü üzerine, O’nun tüm vazifesi kendisine devredilmiş ve İslam alimlerinin rehberi olması görevini yüklenmiştir.
Daha bu görevi üslenmesinin üzerinden üç ay geçmeden, Şah’ın, Batı’ya dönük, Müslümanları zarara sokacak program paketi hazırladığı ortaya çıkar. İmam bu kanunları şiddetle reddeder ve halkı bilinçlendirecek konferanslar vermeye başlar. Böyle bir tepki beklemeyen Şah, paketi uygulamaya sokmadan çekmek zorunda kalır.
Çok geçmeden, Şah ‘Beyaz Devrim’ ilan ettiğini söyler ve ardından başbakan Musaddık’ı devirir. Bunun üzerine halk ayaklanır. İmam, yeniden halkı bilinçlendirmek için vaazlar verir. Onlara, Şah’ın yaptığı cinayetleri, zulümleri tek tek açıklar. Bunun altında kalmayan Şah rejimi, 22 Mart 1963’de Kum’daki Fevziye Medresesine saldırı emrini verir. Pek çok öğrenci bu saldırıda şedit edilir. Şahın silahlı saldırısına karşılık, İmam’ın İslami mücadelesinde yeni bir dönem başlar. İlk kanı O akıtmıştır ve bunun neticesine katlanmak zorunda kalacaktır. Şahı, İsrail ve Amerika işbirlikçisi olarak suçlamakta ve işlenen cinayetlerden kendisinin sorumlu olduğunu haykırmaktadır.1 Nisan 1963’de yaptığı konuşmada, Kum ve Necef ulemasının, Şah’ın yaptıkları karşında sessiz kalmalarını;“Bugün sessiz kalmak, diktatör yönetimini desteklemek demektir” diyerek sert bir dille eleştirmiştir.
İmam, ertesi gün yayınladığı bildiride, ülkenin bir ABD kuklası olması için her şeyin yapıldığını, fakat Müslümanların hiçbir zaman ABD ve İsrail’le yan yana olmayacağını söyler. Ardından Şah’a bir mektup yazarak, İslami ilkelere geri dönmesini, aksi takdirde sonunun babası gibi olacağını söyler. Bunun üzerine Şah, aynı gece imamın tutuklanarak Tahran’a getirilmesini emreder.
15 Hordad Kıyamı diye anılan, 4 Haziran 1963 günü, İmam’ın tutuklandığı haberi, Tahran dışına taşıp diğer illere de yayılır. Sokaklara dökülen halk, Şah rejimini protesto etmek ve İmam’ı desteklemek amacıyla ayaklanır. Rejimin orduları tarafından kanlı şekilde bastırılan ayaklanma, özünde de, ileride yapılacak olan İslami devrimin ilk basamağını oluşturmaktadır.
İmam ise sorgulanma esnasında, Şah rejiminin ve tüm kurumlarının yasadışı olduğunu ve yönetimlerinin meşru olmadığını söyler. İmam, 1964’de açıklama yapılmaksızın serbest bırakılır. 15 Hordad Kıyamının yıl dönümünde, ulemalarla birlikte bildiri yayınlayan İmam, şehitleri anarak, bugünü matem günü olarak ilan eder.
İmam’ın, Şah rejiminin hazırladığı yasa tasarılarını boykot etmesi ve karşı çıkılması uyarıları, yeni bir kıyamın başlangıcını oluşturur. Tepki olarak harekete geçen rejim orduları, silahlanarak İmam’ı evinde tekrar tutuklayarak, Türkiye’ye sürgüne gönderir. Bursa’da 11 ay göz hapsinde bulunan İmam, oradan da Irak’a gönderilir. İmam, Türkiye’de kaldığı süre içinde Tahrir’ul Vesile kitabını yazar. Bu süre zarfında boş durmayan Şah ise, hızla yasaları hayata geçirir.
1977 yılına kadar 13 yıl Necef’te kalan İmam Humeyni, buradan da Şah’a karşı mücadelesini sürdürür. Necef’te kaldığı sürece, Şeyh Ensari mescidinde, pek çok dalda dersler verir. Her fırsatta 15 Hordad gününü canlı tutulmasını vurgular. Filistin konusunda, tüm dünya Müslümanlarına hassas ve duyarlı olmaları için çağrılar yapar. Baas rejimi ve Şah rejimi arasında gelişen sıcak ilişkiler neticesinde, Irak’ta yaşayan İran’lılara yapılan baskılara sessiz kalmayan İmam, Irak cumhurbaşkanına telgraf çekerek, yapılanları kınar. Bu yaşananların ardından, daha fazla orada kalmak istemeyerek gitmek ister.
İmam’ın Necef’te ders verdiği süre içinde, mücadele ve ilim konusunda yaşattığı değişim, sadece İran’ı değil, diğer İslam ülkelerini de etkisi altına almayı başarır. Dünyanın dört bir yerinde İmam Humeyni rüzgarları esmeye başlar, zalimlere ve emperyalizm güçlerine inat.
Uluslararası gelişmeler ile İslam dünyasındaki olayları yakından takip eden İmam Humeyni, gelişmelerden, İslami hareketin zafere ulaşması için yararlanmaya çalışır. 1978 yılında bir mesaj yayınlayarak, ülke içindeki ve dışındaki bütün öğrenci derneklerini, Şah rejimine karşı olan herkesi, vatanseverleri, kültür ve bilim çevrelerini, ülke içindeki ve dışındaki basın ile uluslararası kuruluşlar ve çevreler aracılığıyla, Şah rejiminin işlediği cinayetlere karşı kıyama davet eder.
Aynı yıl Ekim ayında, oğlu Ayetullah Mustafa Humeyni’nin öldürülmesi üzerine, İran’ın dört bir yanında, Şah rejimi karşıtı ayaklanmalar başlar ve halk sokakları doldurur. Böylece, rejime karşı hareketin ikinci ateşi alevlenmiş olur. Geçen seferki gibi kanlı bastırılmaya çalışılsa dahi, Şah rejimi kıyamın ateşini söndürmeyi başaramaz.
İmam, 4 Ekim 1979 yılında Kuveyt’e geçmek ister. Ancak kendisine giriş izni verilmeyince, Paris’e hicret etmeye karar verir. Orada, özel güçler tarafından gözetim altında tutulur ve sık sık siyaset yapmaması konusunda uyarılır. Kendisine yapılan bu tür kısıtlamaların, demokrasiden dem vuran bir ülkenin sloganlarını ayakları altına aldığını ve kendi kanunlarını çiğnediği manasına geldiğini bildirerek, sert tepki gösterir ve gerekirse başka bir yere gidebileceğini bildirir.
İmam Humeyni, Paris’e yerleştikten sonra yaptığı açıklamalarla da bir anda dünya basınının odak noktası olur. İşkencelerin sona ermesi, gizli servisin kaldırılması, İran’a demokrasinin gelmesi, kadınlara eşit haklar verilmesi gibi herkesin şaşkınlıkla karşıladığı açıklamalar yapar. Bütün dünya İmam Humeyni’yi konuşur olmuştur. İranlı solcuların veya aydınların büyük bir kısmı, İmam’ı desteklemeye başlarlar.
İmam, Aralık 1978’de İslam Şurasını, Şah ise Saltanat Şurasını oluşturur. Şah, Bahtiyar hükümetinin güvenoyu almasının ardından, 16 Ocakta ülkeden kaçar. İmam ise, artık ülkesine dönmek ister ve aldığı bu kararı duyan İranlılar, sokaklara dökülerek bayram havasına bürünür. Göklere İmam’a olan sevgilerin çığlıkları yükselir. Tüm dünya basını, İran’daki bu müthiş sevinci ve liderlerine olan bağlılığı itiraf etmekten kendilerini alamazlar. 14 yıllık hasretin ardından, yetim kalan halk, İmamlarına kavuşacaktır. Kimi ulema öldürülmeye karşı gelişini tehlikeli bulsa da, O gelmekte ısrar eder.
1 Şubatta, İmam’ın aşkıyla yer gök inlemektedir İran’da. İnsanlar sel olup akmaktadır sokaklardan. Düşmanının göğsüne korku salan Allah dostu, Allah aşkıyla yananların yüreklerinde efsane olup taşmıştır meydanlara. ‘Allah-u Ekber’ nidaları, ‘İmam Humeyni’ çığlıkları mest etmektedir kulakları. 5-6 milyonun karşıladığı, bir mahşer yerine döner Tahran havaalanı…Yepyeni yarınlara gebedir İran toprakları…
11 Şubat 1979 yılında, inkılap zafere ulaşır sonunda. Devrimin ardından on yıl daha, yılmadan devam eder İmamın mücadelesi. Küçücük bir yavruyken, İslam Cumhuriyetlerini ezmek isteyenleri hüsrana uğratır Allah’ın yardımı ve halkının azmiyle. Amerika destekli, yedi yıllık bir savaşa direnirler sabırla, el ele.
Ve sevgiliye kavuşma vakti gelir. Elinden geleni yapmış, Rabbini memnun etmek için çırpınıp durmuştur yıllar yılı. Şimdi halkından ayrılma, ‘Dostu’na kavuşma anıdır. Hiç kimsenin önünde eğilmemiştir. Doğru yolda, dosdoğru olanların yolunda ilerlemiş ve vazifesini tamamlamıştır. Haziran 1989’da sonsuz yolculuğuna uğurlanır sevenlerince.
Yaşam Prensipleri
“İslam, ilk dönemlerde mazlum idi ve daha sonraları da mazlum olacaktır. Ben de işte bugün İslam’ın mazlumluğunu sizlere arz etmek istiyorum.”
İmam Humeyni, zalim karşısında sinik durmanın zillet olduğunu savunur, kuşandığı cesaret kılıcını asla üzerinden eksik etmemiştir. Şah rejiminin, her İslam karşıtı faaliyetinin ardından, karşılarında dimdik durmayı, doğru bildiği yoldan şaşmadan yürümeyi, eli silahlı askerlere, Şah’ın kendisine, cumhurbaşkanına ve hatta tüm dünya zalimlerine meydan okumaktan sakınmamayı asli vazife addetmiştir.
Halkına sık sık; “Ayrılığa düşmeyin, yoksa korkar, başarısızlığa düşersiniz. Ve kuvvetiniz gider”(8/46) ayetini hatırlatarak, birlik ve beraberliğin önemine değinmiştir.
İmam, övülmenin ve abartının sakıncalarını anlatıp, çevresindekileri, öğrencilerini ve ailesini bu konuda uyarmaktan çekinmemiştir. Kendisi için dahi olsa, bundan uzak durulmasını söylemiş, kendi işini kendisi yaparak, “aciz miyim ki, her işime sizler koşasınız” diyerek tevazuyu hiçbir zaman elden bırakmamıştır. Başkalarının yanına girdiği zaman, herkesten önce selam vermiş, çocuklara özel muamelede bulunmuştur.
Programlı ve düzenli olmayı adet edinmiştir. Uyku, yemek, okumak, dinlenme, ibadet, ziyaret gibi işlerin her zaman vaktinde yapılmasında titiz davranmış, başarının sırrının, planlı ve düzenli olmak olduğunu savunmuştur.
Çevresindekilere karşı daima ince ruhlu ve hassas olmaya itina göstermiş, onları kırmaktan çekinmiştir. Bir tebessüm, bir teşekkür, küçük bir hediye veya kendinden hatıra olabilecek şeylerle, insanları mutlu etme gayreti içinde olmuştur.
Her zaman sadeliği ve tutumluluğu vurgulamış, israftan ve açgözlülükten nefret etmiştir. Kendi odasına, zorunlu birkaç eşyanın dışında eşya alınmasına tepki göstermiş, sofranın çeşitli olmasını, ‘mazlumun hakkını gasp’ olarak değerlendirmiştir. Elektrik, su, zaman, yiyecek, giyim gibi, her konuda israftan uzak durmuş, yanında bulunanlara da bu konuda telkinlerde bulunmuştur.
Önem verdiği konulardan bir diğeri de, başkalarının hakkını gözetmek olmuştur. Gece ibadetlerine kalkmak veya dışarı çıkmak istediğinde, uyuyanları rahatsız etmemeye özen göstermiş, olabildiğince dikkatli olmayı elden bırakmamıştır. Tehlikeyi sezdiği zamanlar, yanındakileri, tehlike ve zararlardan uzak tutmaya çalışmıştır.
Toplumda kadınların her zaman değerli olduğunu anlatıp, başarının onlarsız olamayacağını sıkça vurgulamıştır. Dünyaya anlatabilmek ve kadınlar konusunda örnek olabilmek için, yurt dışı görüşmelerinde, heyetler arasında mutlaka bir kadın olmasını istemiş ve öyle yapmıştır. Sık sık Batı’nın tersine, İslam’ın kadını yücelttiğini ve onurlandırdığını vurgulamış, İnkılabın, onların cesaret ve azmiyle hayat bulduğunu söylemekten çekinmemiştir.
İmam Humeyni, adalet konusunda da titiz davranmış, yakalanan tutsaklar için dahi adaleti elden bırakmamıştır. Kendi yatağına özen gösteren yardımcısına “aramızda üstünlük olmasın” diyerek, özel muameleyi yasaklamıştır. Kendi öğrencisi olan çocuklarıyla, diğer öğrencilerin maaşları konusunda bir ayrıcalık yapmamış, herkese adil davranılması gerektiğini dillendirmiştir.
İmam, İslam’ın ve kendisinin şerefini, menfaatlerinden üstün tutmuş, kendisini tutuklayan, sürgün eden veya gözetim altında tutanlardan, zerre misali bir şey istemeyi zillet saymıştır. İhtiyaç sahibi öğrencilerinin, meramlarını direk kendilerinin dile getirmesini daima soğuk karşılamış (ama yine de yardımcı olmuştur), ikinci kişinin tavsiyesi üzerine bildirilen ihtiyaçları ise, tebessümle ve zevkle karşılamıştır. Her zaman, gerçek ihtiyaç sahibinin istemekte zorlandığına, kendisine yedirememesi gerektiğine ve nefsine ağır geleceğine inanmış, çevresine de bunu belli etmekten çekinmemiştir.
Eserleri
1- Sahur Duası Şerhi
2- "Re’su’l-Calût" Hadisinin Şerhine İmam’ın Haşiyesi
3- "Akıl ve Cehl Ordusu" Hadisinin Şerhi
4- "Fusûsu’l-Hikem"in Şerhine Haşiye
5- "Kırk Hadis" Şerhi
6- Namaz Âdâbı (Âdâbu’s-Salat)
7- "Esfar" (irfani eserler) Haşiyesi
8- Envaru’l-Hidaye fi’t-ta’lîgatu Ale’l-kifaye ( 2 cilt),
9- Risaletu’l-İstishab
10- Risaletu’l-İctihad ve’t-Taklid
11- Risale fi’t-Taleb ve’l-İrade
12- Risale fi’l-Kâ’ideti min Mulk
13- Kitabu’t-Tahâre (4 cilt)
14- Mekâsib-u Muharrame (2 cilt)
15- Risaletu Necati’l-İbad
16- Ayetullah El-Uzma Burucerdî’nin Fıkıh Dersleri
17- Hac Fetvaları
18- Kitabu’l-Bey’ (5 cilt)
19- Kitabu’l-Halel fi’s-Salat
20- Cihad-ı Ekber yada Nefse Karşı Mücadele
21- Fetvalar
22- İrfanî Mektuplar
23- "Re’su’l-Calût" Hadisinin Şerhi
24- "Fevaidu’r-Razaviyye" Şerhine Haşiye
25- Misbahu’l-Hidaye ile’l-Hilafe ve’l-Vilaye
26- "Misbahu’l-Uns"a Haşiye
27- Sırru’s-Salat (Salatu’l-Ârifîn ve Mi’racu’s-Salikîn)
28- Risaletu Likâu’llah
29- Keşfu’l-Esrar 30- Bedayiu’d-Durer fi Kâidetu Nefyi’d-Darar
31- Risaletu fi’t-Teâdul ve’t-Teracîh
32- Menahicu’l-Vusul ilâ İlmu’l-Usul (2 cilt)
33- Risaletu fi’t-Takiyye
34- Risale fi Ta’yîni’l-Fecr fi’l-Leyalî’l-Mukammere
35- Ta’lîka ale’l-Urvetu’l-Vuska
36- Ta’lîka alâ Vesiletu’n-Necat
37- Miras Risalesine Haşiye
38- Tevzihu’l-Mesail (İlmihal risalesi)
39- Tahriru’l-Vesile (2 cilt)
40- Takriratu Durus-i İmam Humeynî
41- İslâmî Hükümet yada Velayet-i Fakîh
42- Hamd Suresi Tefsiri
43- Şiir Dîvanı
44- Siyasî-İlahî Vasiyetname (son mesaj)
45- Sahife-i Nur (İmam’ın mesajları, konuşmaları, röportajları, mektup ve ahkâmı, 22 cilt)
İmam Humeyni’nin Müslüman Gençlere nasihatleri
Mümkün olduğunca pazartesi ve perşembe günleri oruç tutun.
Beş vakit namazı vaktinde kılın. Gece namazı kılmaya çalışın.
Yatma ve uyku saatlerini azaltmaya çalışın, Kur’an-ı Kerim’i çok okuyun.
Ahd ve anlaşmalara önem verin
Yoksullara yardımda bulunun infak edin
Haksız ithamlardan kaçının
Kalabalık, büyük ve çok masraf edilmiş toplantılara katılmayın, kendinizde böyle toplantılar hazırlamayın
Sade, gösterişten uzak giyinin
Çok konuşmayın, çok dua edin
Çok çalışın. (Dini, ilmi, içtimai, siyasi)
Arapça, tecvid ve ilmini öğrenin, her bakımdan dikkatli ve uyanık olun.
Yaptığınız iyilikleri unutun, geçmiş günahlarınızı hatırlayın.
Maddi yönden yoksula, manevi yönden de evliyaullaha bakın.
Aktüalite ile ilgilenin, güncel haberlerin yanında özellikle Müslümanları ilgilendiren konulara dikkat edin.
Allah adına yola çıkmış, bu uğurda her türlü zorluğa göğüs germiş olan Ayetullah İmam Humeyni’ye ve bu yolda yılmadan yürüyen tüm Müslümanlara selam olsun. Rabbim mekanını cennet kılsın. (Amin)