Çocuğumla Yarım Saat


Yaratılmanın bir gayesi olarak, anne baba olmak, neredeyse tamamen bizim elimizde olan bir tercihtir. Kendi çocuklarımızı sevmek, onları büyütmek, yalnızlığımızı onlarla gidermek, sıkıntılı anlarımızda onlarla avunmak, her anne babanın hasret duyduğu, kavuştuğunda zevkten dört köşe olduğu bir haz, bir mutluluktur.

Madem onlar hayatımızın çiçekleri, onlarsız bir yaşam düşünülemez, öyleyse onlarla hakkıyla zaman geçirmek, ihtiyaç duydukları ilgi ve sevgiyi onlardan mahrum etmemek, bizim birinci vazifemizdir. Çünkü, onlar bizim çocuklarımız olmayı tercih etmediler. Onlar bizi seçip istemediler. Onları biz seçtik, biz istedik. Onların sevgisini ve saygısını hak etmek için, onlara layık ebeveynler  olduğumuzu ispatlamak zorundayız. Onlara bakmayı, beslemeyi bir lüks veya ayrıcalıkmış gibi göstermek yerine, bunu yapmanın mecburiyetini hissetmeliyiz tüm hücrelerimizde.

Onlar bizim yarınlarımız. Onlar bizim soyumuzun, asaletimizin, varlığımızın devamı. Onlar, kendi dürüstlüğümüzün, hayırlarımızın ve başarımızın sembolü, hayatımızın aynası. Onlar kanımızdan, canımızdan birer parça. Kendimizden önce düşündüğümüz, üzüldüklerinde üzüldüğümüz, sevindiklerinde mutlu olduğumuz, başarılarını gururla dillendirdiğimiz evlatlarımız.

Öyleyse onlar anlattığında dinlemek için ayırdığımız 5 dakika, kendilerini önemli hissettirecek tek reçete olacaktır. Sorumluluklarını öğrenmeye çabalarken, kişiliklerini oturtmak için de bize ihtiyaç duyacaklardır. Onların tüm çabaları, çocukluk devresini aşıncaya dek geçen süre içinde, daima var olduklarını ispatlamaktır. Bunu başarabilmeleri içinse, bizim onlara ayıracağımız, sadece onlara ait olan bir yarım saate ihtiyaçları vardır.

24 saat dediğimiz zaman döngüsünün, sadece otuz dakikasını onlara ayırmak, onları dünyadaki her çocuktan daha ayrıcalıklı ve daha şanslı kılacak ve öyle hissetmelerini sağlayacaktır. Bunun içinse çok bir enerji, maddi ve manevi çabaya gerek yok. Birazcık sabır, azıcık hoşgörü, birer tutam gülücük ve tebessümle süslenen bir yarım saat, onların dünyalarını genişletecek ve arzu ettiğiniz çocukları edinmenizi sağlayacaktır.

 

Bu yarım saatte neler yapılabilir:

* Sırayla çocuğunuz ve siz birer fıkra anlatabilir, daha önce duymuş olsanız dahi, ilk defa duyuyormuşçasına eğleniyormuş gibi yapabilirsiniz..

* Çocuğunuzla resim yapabilir, onları boyayabilirsiniz.

* Yapboz, kızmabirader, cennet bahçesi gibi oyunlar oynayabilirsiniz.

* Eşinizi de oyunlarınıza ortak edip sessiz sinema, bum, isim-şehir gibi, sizinde çocukluğunuzun oyunlarını tekrar oynayabilir, bilgi tazeleyebilirsiniz.

* Sokaktan, deniz kenarından topladığınız taşları, deniz kabuklarını boyayabilir, onun eseri olan, masanızın bir köşesine süs eşyaları hazırlayabilirsiniz.

* Değişik bitki yapraklarını toparlatıp, onları kartona yapıştırarak, hem bitki çeşitlerini öğretebilir, hem de birlikte eğlenceli dakikalar geçirebilirsiniz.

* Ayrıca bu bitki yapraklarını veya patates, soğan gibi sebzeleri boyayabilir, kağıt veya karton üzerine kalıplarını çıkarabilir, ip boyama ile, çocuğunuzun zihin gelişimine yardımcı olabilirsiniz.

* Zıt anlamlı, eş anlamlı ve sesteş kelimeler sorup, karşılıklı cevaplar bulmaya çalışarak, hem çocuğunuzun zihnini çalıştırmasına, hem de eğlenmesine katkıda bulunabilirsiniz.

* Biten tuvalet kağıdı ve kağıt havlu rulolarıyla saksı çiçekleri, arabalar veya bebekler yapabilir, şurup kutularından harika trenler icat edebilirsiniz.

* Hayattan ne beklediğini sorup, beklentilerinde yönlendirmeler ve şekillendirmeler yapabilirsiniz.

* Hassas ve altın vuruşlu sorular içeren söyleşilerle, sizin, babası veya varsa kardeşi hakkındaki düşüncelerini, isteklerini, beklentilerini veya özlemlerini öğrenebilirsiniz.

* Varsa bilgisayarınızda, onunla bebekler giydirebilir, pastalar yapabilir veya paint programında resimler yapabilir, bazı oyunlarda yarışabilirsiniz.

* Atlas üzerinde şehir, nehir veya dağ bulmaca oynayabilir, coğrafik bilgisini arttırabilirsiniz.

Kısacası, sadece onunla veya onlarla ilgilenerek, ona veya onlara özel olduklarını hissettirebilir, onların mutlu çocuklar olarak, içine dönük bir kişilik oluşturmalarına engel olabilirsiniz.

Pek çok şey sizin ellerinizde.

Çocuklarınızla mutlu ve sağlıklı yarınlara.

Yorum (0) Yorum yaz!

Benim Adım Aşk


Var mı beni içinizde tanıyan?
Yaşanmadan çözülmeyen sır benim!
Kalmasa da şöhretimi duymayan,
Kimliğimi tarif etmek zor benim.

Kimsesizim hısmım da yok hasmım da...
Görünmezim cismim de yok resmim de..
Dil üzmezim tek hece var ismimde,
Barınağım gönül denen yer benim.

Bülbül benim lisanımla ötüştü,
Bir gül için can evinden tutuştu,
Yüreğine toroslardan çığ düştü,
Yangınımı söndürmedi kar benim.

Niceler sultandı, kraldı, şahtı;
Benimle değişti talihi bahtı;
Yerle bir eyledim tâc ile tahtı;
Akıl almaz hünerlerim var benim.

Kamil iken cahil ettim alimi,
Vahşi iken yahşi ettim zalimi,
Yavuz iken zebun ettim Selim’i,
Her oyunu bozan gizli zor benim.

İlahimle Mevlana'yı döndürdüm,
Yunusumla öfkeleri dindirdim,
Günahımla çok ocaklar söndürdüm,
Mevla’danım; hayır benim, şer benim.

Sebep bazı Leyla, bazı Şirin'di;
Hatrım için yüce dağlar delindi;
Bilek gücüm Ferhat ile bilindi;
Kuvvet benim, kudret benim, şer benim,

Yeryüzünde ben ürettim veremi;
Lokman hekim bulamadı çaremi;
Aslı için kül eyledim Keremi;
İbrahimin atıldığı kor benim.
Benim adım AŞK!

Cemal safi

Yorum (0) Yorum yaz!

Yediklerimizin Bize Faydaları- 2

BİBER: Acı ve tatlı çeşitleri olan, farklı renklerde sebze ve baharat olarak kullanılan
genel adıdır. Biber, özellikle C vitamini açısından oldukça zengindir.

Biberin Faydaları ve Etkileri: İştahı açar, mideyi kuvvetlendirir ve hazmı kolaylaştırır. Romatizmaya iyi gelir. Kanamaları önler. Cinsel arzuyu arttırır. Kırmızı biber, insanı ferehlatır ve nefes yollarını açar. Bronşit ve grip gibi hastalıklarda faydalıdır. Damar tıkanıklığı ve kalp hastalıklarına karşı koruyucudur. Acı biber, İştah açar. Akciğerleri temizler ve balgam söktürür. Eklem iltihaplanması, diş ve boğaz ağrıları, romatizma, sindirim sistemi bozuklukları, soğuk algınlığı gibi rahatsızlıklarda faydalıdır.

Biber Nasıl Kullanılır? Sebze olarak yemeklerde ve salatalarda kullanılır. Kızartması yapılır. Ayrıca, baharatı da elde edilir.

ZEYTİN VE ZEYTİNYAĞI: Besleyici değeri çok yüksek bir besindir. Zeytinde bol miktarda protein, yağ, A, C, E vitaminleri ile kalsiyum, fosfor, kükürt, klor, magnezyum mineralleri vardır.

Zeytinin ve Zeytinyağının Faydaları: İştah açar. Mideyi kuvvetlendirir. Bağırsakları yumuşatır ve kabızlığı giderir. Enerji verir. Karaciğer ve baş ağrısını giderir. Yüksek tansiyonu düşürür. Zeytinyağı kalp ve damar sağlığı için çok faydalıdır. Damarları açar. Karaciğerin düzenli çalışmasına yardım eder. Sarılığa iyi gelir. Bağırsak solucanlarını düşürür. Böbreklerde kum ve taş oluşumunu engeller. Kan şekerini düşürdüğü için şeker hastalarına faydalıdır. Cinsel gücü arttırır. Zeytinyağı tok tutar. Hücrelerin yenilenmesini sağlar ve yaşlanmayı geciktirir. Cildi besler ve güzelleştirir. Hücreleri yenileyerek yaşlanmanın etkilerini geciktirir. Bebek ve çocuk gelişimini destekler. Beynin ve kemiklerin gelişip güçlenmesini sağlar.

Zeytin, Zeytinyağı ve yaprağı nasıl kullanılır? Zeytinin meyvesi, zeytinin sıkılmasıyla elde edilen zeytinyağı dışında zeytin ağacının kurutulmuş yaprakları ve kabukları da kullanılır. Zeytinin yaprakları kaynatılarak elde edilen zeytin yaprağı çayı ile gargara yapılırsa diş ağrılarını hafifletir ve diş etlerini kuvvetlendirir. Zeytinyağı yemeklerden önce içilirse mide ülserine karşı korur. İdrar yollarını kayganlaştıran zeytinyağı lifli gıdalarla birlikte tüketilirse basur şikâyetlerini azaltır. Cildi besler, güzelleştirir ve kırışıklıkları azaltır. Zeytinyağı ile gargara yapılırsa dişleri beyazlatır ve dişetlerini güçlendirir. Yanık ve deri hastalıkları ile rahim iltihaplarına sürülürse faydası görülür.

CEVİZ: Ceviz vitamin, mineral, protein ve lif açısından çok besleyici bir besindir. Kalori değeri yüksek bir besin olan cevizde sağlığımız için tercih etmemiz gereken doymamış yağ vardır.


Cevizin Faydaları:
İçerdiği Omega 3 ve Omega 6 yağ asitleri sayesinde beyin ve zekâ gelişimini destekler. Vücuda enerji verir. Hafızayı kuvvetlendirir. Vücuttaki zararlı maddelerin vücuttan uzaklaştırılmasına yardım eder. Kolesterolü düşürmeye yardımcıdır. Hazımsızlığı giderir. İshal, kabızlık ve dizanteriyi giderir. Göğüs ağrılarında ve öksürükte faydası görülür. Ceviz yağı Bağırsak kurtlarını döker. Ciltteki lekelere sürülüp ovulursa lekeleri giderir. Nasırlara sürülürse iyileştirir. Ceviz, Bal ile birlikte yenirse basura iyi gelir.

Ceviz Nasıl Kullanılır? Ceviz ağacının, meyvesi olan cevizin ve cevizden elde edilen ceviz yağının dışında, kabukları ve yaprakları da kullanılır. Yeşil kabukları ezilerek saçları ve elleri boyamakta kullanılabilir. Ceviz yaprağının kaynatılması ile elde edilen su çay olarak içilirse mideyi kuvvetlendirir, boğaz ve bademcik iltihaplarını iyileştirmeye yardımcı olur. Bu su ile banyo yapılırsa cilt rahatsızlıklarına iyi gelir.

ZERDEÇAL (Curcuma longa): Büyük ve sivri uçlu yaprakları olan, sarı çiçekli, çok yıllık otsu bir bitkidir. İçeriğinde uçucu yağ, reçine ve kurkumin adlı bir madde vardır.

Zerdeçalın Faydaları ve Tıbbi Etkileri: Mideyi kuvvetlendirir. Sinirleri uyarır. Vücuda ferahlık ve rahatlık verir. İltihap gidericidir. Karaciğer hastalıkları, sarılık ve vereme karşı faydalıdır. Gaz ve idrar söktürücüdür. Vücutta biriken zararlı maddelerin vücuttan uzaklaştırılmasına yardımcı olur. Soğuk algınlığı ve astımda faydalıdır.

Zerdeçal Nasıl Kullanılır? Zerdeçalın kullanılan kısımları meyveleridir. Kurutulan meyveleri toz haline getirildikten sonra baharat olarak kullanılabileceği gibi suda kaynatarak zerdeçal çayı da hazırlanabilir

Çam Sakızı: Çam ağacından elde edilen, bal renginde ve kıvamında, keskin kokulu, acı bir maddedir. İçerisinde kolofan ve reçine asidi bulunur.

Çam Sakızının Faydaları ve Etkileri: Solunum yolu hastalıklarına karşı etkili olan çamsakızı, akciğer iltihaplarına ve öksürüğe karşı faydalıdır. Sesi açar. Mideye kuvvet verir. İdrar yollarındaki hastalıklara karşı da faydalıdır.

Çam Sakızı Nasıl Kullanılır? Gül suyu ile karıştırılıp göze damlatılırsa göz ağrısını giderir. Çam sakızı, birer çay kaşığı un ve karabiberle karıştırılıp badem yağıyla kaynatıldıktan sonra yumurta akı ile birlikte basura sürülürse, basur memesini düşürmeye yardımcı olur. Çam sakızı, adından da anlaşılacağı gibi sakız olarak da çok eskilerden beri kullanılmaktadır. 1 lt suya 2 tatlı kaşığı çamsakızı konulup, 1-2 gün bekletilir. Günde bir bardak içildiğinde öksürüğü giderir. Her bardak ardından üzeri tamamlanarak, suyun acımsı tadı gidinceye kadar suyu tamamlanır. Bu şekilde hazırlanan su, tüketimine göre, 3-4 ay boyunca kullanılır.

DARI OTU (Panicum miliaceum): Buğdaygillerden, tohumları besin olarak kullanılan ve ortalama 30 - 100 cm boylarında, dayanıklı bir bitkidir. İçerisinde çeşitli glikozitler bulunur.

Darı Otunun Faydaları ve Etkileri: Zihin yorgunluğunu giderir. Sinirleri kuvvetlendirir. Hamileler için de faydalıdır.

Darı Otu Nasıl Kullanılır? Darıdan elde edilen un kullanılır. Darı otu hayvan ve kuş yemi olarak da kullanılmaktadır, fakat hayvanlara taze olarak yedirilirse zehirlenmelere neden olabilir.

DOMATES: Domates demir, potasyum, kalsiyum ve fosfor mineralleri ile A, B ve C vitaminleri açısından oldukça zengin bir besindir.

Domatesin Faydaları: Özellikle lif açısından zengin kabuklarıyla yenildiğinde sindirimi kolaylaştırır. Mide ve bağırsakların düzenli çalışmasına yardımcı olur ve kabızlığı giderir. İyi bir idrar söktürücüdür ve vücuttaki zararlı maddelerin uzaklaştırılmasına yardımcı olur. Böbrek taşlarının düşürülmesine yardımcı olur. Kanı temizler. Kanseri, özellikle de prostat kanserini, önlemede çok etkilidir. Kalp hastalıklarına karşı koruyucudur. Damar sertliği ve romatizmaya iyi gelir. Yaşlanmayı geciktirir. Cilde tazelik verir.

Domates Nasıl Kullanılır? Domates taze olarak yenebileceği gibi yemeklerde, domates salçası, ketçap ve turşu yapımında da kullanılır. Ayrıca, domates cilt bakımı için de yararlıdır. Cilde tazelik ve renk verir. Dilimlenmiş domatesi ciltteki sivilce ve siyah noktaların üzerine koyup bir süre beklettikten sonra cilt temizlenirse yararı görülür. Domates ve domates suyu yağlı ciltlere iyi gelir ve derideki gözenekleri sıkılaştırmaya yardımcı olur.

NOT: Verilen bitkiler ve kullanım şekilleri, (çoğunlukla kendi yakın çevrem tarafından) denenmiş ve memnun kalıcı sonuçlar alınmıştır.

 

Yorum (0) Yorum yaz!

Yediklerimizin Bize Faydaları-1



Yüce Allah, bizlere nimet olarak sunduğu hiçbir ürünü faydasız kılmamıştır. Bizler tam olarak
ne işe yaradıklarını, nerelerde kullanıldıklarını bilmesek de, dengeli beslenme, aşırıya kaçmama durumunda, her sebze, her meyve, her gıda bize şifa dağıtmak üzere vazifelendirilmiştir. Tıbbın ve gelişen teknolojinin bize katkılarıyla, bir takım faydalarını keşfettiğimiz gıdalar şunlardır:
ANTEPFISTIĞI: Besin değeri ve kalorisi yüksek bir besin olan Antepfıstığı bol miktarda Protein ve mineral barındırır. Özellikle B1, B2, E ve C vitaminleri ile potasyum, magnezyum, kalsiyum, fosfor ve demir mineralleri açısından zengindir. Doymamış yağ oranı yüksek bir besin olan antepfıstığı kolesterolü yükseltmez.

Antepfıstığının Faydaları: Antepfıstığı vücuda enerji verir. Yorgunluğu giderir. Bedeni ve zihni kuvvetlendirir. Cinsel gücü arttırır. Karaciğerin ve bağırsakların düzenli çalışmasına faydalıdır. Böbrek ağrılarını hafifletir. Kalp hastalıkları riskini azaltır. Vücudun gelişmesini destekler. Hastalarda iyileşmeyi hızlandırır. Göğsü yumuşatır ve öksürüğü hafifletir.

 

ARMUT: Beyaz çiçekli bir ağacın yumuşak, sulu ve tatlı meyvesidir. Armut, sarı-yeşil arası renklerde, lifli, hazmı kolay ve mineral açısından oldukça zengin bir meyvedir.

Armudun Faydaları: Sindirim sistemini güçlendirir, hazmı kolaylaştırır. Böbreklerin düzenli çalışmasına, böbrek taşlarının ve kumunun dökülmesine yardım eder. İdrar söktürücüdür. Kanı temizler. Kansızlığa iyi gelir. Sinirleri yatıştırıcı etkisi ile yüksek tansiyonu düşürür, çarpıntıyı giderir ve zihin yorgunluğuna iyi gelir. Nıkris (gut) ve romatizmada faydalıdır. Nezleye iyi gelir.

Armut Nasıl Kullanılır? Yemeklerden önce yenilmesi tavsiye edilir. Mümkünse çekirdekleri ile birlikte yemek daha faydalıdır. Çekirdeği, aç karına yenirse bağırsak kurtlarını dökmeye de yardımcı olur. Armut taze olarak yenebileceği gibi pişirilerek de yenebilir. Az kalorili fakat buna karşılık bol lifli ve mineralli bir meyve olan Armut, diyet yapanlar için de faydalıdır. Ferahlık veren bir meyve olduğu için hamilelerin kusmalarını azaltır.

 

ASMA BİTKİSİ (Vitales)- Üzüm ve Asma Yaprağı: Tırmanıcı, sert kabuklu bir bitki olan Asmanın binlerce çeşidi vardır. Meyvesi olan üzüm, besleyici değeri yüksek bir besindir. Ayrıca asma yaprağı da oldukça besleyicidir.

Asmanın Faydaları: Vücuda kuvvet verir. İshali keser. Sarılığa karşı faydalıdır. Toplardamarları güçlendirici etkiye sahip olan asma yaprakları bacak damarlarındaki şişmelerde, varis ve hemoroitte faydalı olmasının yanında rahim kanamalarını da durdurmaya yardımcı olur. Ayrıca, gerek asma yaprağı gerekse kuru üzüm hafızayı kuvvetlendirmekte etkilidir.

Asma Nasıl Kullanılır? Asmanın meyvesi yaş ve kuru olarak tüketilir. Asma Yaprağı ise yemeklerde ve dolma yapımında kullanılır. Asma yaprağının tıbbi etkilerinden birisi de kanamayı durdurmaya yardımcı olmasıdır. Asma yaprağı kaynatılarak elde edilen su düzenli olarak içilmeye devam edilirse alkolü bırakmaya yardımcı olur.

 

AYVA: İri ve pembe renkte çiçekler açan ayvanın meyvesi sarı renkli, tüylü, ufak çekirdekli, iri ve serttir. Ayva, özellikle A ve B vitaminleri açısından oldukça zengin bir meyvedir.

Ayvanın Faydaları: Mide ve bağırsakları güçlendirir. İshali kesmekte etkilidir, fakat kabızlığa neden olabilir. Karaciğer tembelliğini giderir. Kanı temizler. Çarpıntıya iyi gelir. Bronşit ve verem gibi akciğer hastalıklarına ve öksürüğe karşı yararlıdır. Gelişmekte olan çocuklar için, özelikle kemik gelişimi açısından faydalıdır.

Ayva Nasıl Kullanılmalı ve Tüketilmelidir? Ayvanın çiğ olarak yenmesi ve sindirilmesi güçtür. Bu nedenle, komposto gibi pişirilerek ya da reçeli yapılarak yenmesi tavsiye edilir. Ayva çekirdekleri kaynatılıp elde edilen su, içilirse ses kısıklığı ve öksürüğe iyi gelir; saçlara sürülürse parlaklık verir; egzama ve basur memelerine sürülürse şikâyetleri azaltır. Yüz ve boyun kırışıklığını giderir. Ayva yapraklarından çay yapılıp içilirse gerginliğe iyi gelir.

 

BAKLA:Vitamin ve protein açısından son derece zengin bir besin olan baklanın taneleri tazeyken yeşil, kuruyunca kahverengidir. Kuru Bakla, Taze Bakla’ya göre daha besleyicidir. Kuru Baklanın 100 gr.’mında yaklaşık olarak 26 gr. Protein, 58 gr. Karbonhidrat ve 341 Kalori vardır. Ayrıca Bakla B1, B2, B6 ve K vitaminlerinin yanı sıra potasyum ve magnezyum mineralleri açısından da oldukça zengindir.

Baklanın Faydaları: Bakla hazmı kolaylaştırır. İdrar yollarını temizler. Böbreklere oldukça yararlıdır: Böbrek ağrılarını hafifletir, böbrek kumlarının ve taşlarının dökülmesine yardımcı olur. Göğüs hastalıkları ve öksürüğe iyi gelir.

Bakla Nasıl Kullanılır? Bakla taze ve kuru olarak tüketilebilir. Çiçekleri ve yaprakları da kullanılır. Baklayı kabuklarıyla yemek mineral ve vitamin kaybını azaltır. Baklada nişasta oranı yüksek olduğu için kan şekerini yükseltir. Bu nedenle şeker hastaları için önerilmez.

 

BAMYA: Daha çok ılıman iklimlerde yetişen Bamya, meyvesi yuvarlak, oval ve yeşil; yaprakları asma yaprağı şeklinde bir bitkidir.

Bamyanın Faydaları: Mide ve bağırsakların düzenli çalışmasını sağlayarak sindirim sistemine yardımcı olur. Lif oranı yüksek bir besin olan Bamya, idrar söktürücüdür ve kabızlığı gidermekte faydalıdır. Mineraller açısından da zengin bir sebze olan Bamya, halsizliğe iyi gelir.

Bamya Nasıl Kullanılır ve Tüketilir? Bamya, iyice olgunlaşıp kartlaşmadan taze olarak toplanmalı ve tüketilmelidir. Yaş ya da kuru olarak tüketilebilir. Bamyanın çiçeği de faydalıdır. Çiçekleri ezilip kaynatılarak suyu içilirse göğsü rahatlatır ve yumuşatır.

 

BİBERİYE: Kuşdili adıyla da bilinen Biberiyenin, iğneye benzeyen kokulu yaprakları yazın toplanarak kurutulur. Biberiye süs bitkisi olarak da yetiştirilmektedir.

Biberiyenin Faydaları: Sindirime faydalı bir besin olan Biberiye, mide ve bağırsakları uyararak hazmı kolaylaştırır. İdrarı ve bağırsak gazlarını söktürücüdür. Vücuda zindelik verir. Damar tıkanıklığını önlemeye yardımcı olur. Migren türü baş ağrılarını hafifletir, çarpıntıyı giderir. Astım ve bronşite karşı faydalıdır. Kansızlığa ve sarılığa iyi gelir. Biberiye yağı romatizma olan yere sürülürse romatizma ağrılarını dindirir.

Biberiye Nasıl Kullanılır? Biberiyenin yaprakları, yapraklarından elde edilen yağı ve çiçekleri kullanılır. Cilt bakımı için de kullanılan biberiye cilde esneklik ve sıkılık verir. Bir litre kadar suya biberiye ve kekik yağı karıştırılıp cilde sürülürse, cildi temizler ve yumuşatır. Ayrıca sivilcelere de iyi gelir. Burkulan eklemlere ve deri yaralarına sürülürse faydası görülür.

Brokoli: Küçük yeşil yumrular hâlinde olan, haşlanarak yemeği hazırlanan bir tür sebze olan Brokoli bitkisi, başta C, A ve E vitaminleri olmak üzere bol miktarda vitamin içeren, ayrıca demir, bakır, potasyum ve kalsiyum mineralleri açısından da zengin bir besindir.

Brokolinin Faydaları: Lifli yapısı ile sindirimi kolaylaştırır ve şişmanlığa karşı faydalıdır. Mikrop öldürücüdür. Bağışıklık sistemini güçlendirir. Başta meme, akciğer ve bağırsak kanseri olmak üzere, kansere karşı çok iyi bir koruyucudur. Doğuştan belkemiğinde açıklık hastalığının önlenmesinde etkilidir. İdrar yolu hastalıkları ve prostata karşı koruyucudur. Cinsel gücü arttırır. İktidarsızlık ve kısırlıkta faydalıdır. Kemik erimesi ve kansızlığa iyi gelir.

Brokoli nasıl kullanılır? Brokolinin yemeği ve salatası yapılır. Ayrıca, kaynatılıp elde edilen suyu da içilir.

 

YONCA BİTKİSİ: Açık yeşil renkte yaprakları olan güzel çiçekli ve hoş kokulu bir bitkidir. İçeriğinde bol miktarda bitkisel protein bulunur. A, B grubu, C, D, E ve K vitaminlerini içeren yonca vitamin bakımından oldukça zengin olmasının yanında, başta kalsiyum olmak üzere mineraller açısından da zengin bir besindir.

Yoncanın Faydaları: İştah açıcıdır. Besin değeri oldukça yüksek bir besin olan yonca vücuda kuvvet ve enerji verir. Bu özelliğiyle özellikle kansızlık çekenlere faydalıdır. Anne sütünü arttırmaya yardımcı olur. Romatizma ağrılarını azaltır. Ateşi düşürür. İshali keser. Midenin düzenli çalışmasına yardımcı olur. Sinirleri yatıştırır ve baş ağrısını giderir. Kandaki kolesterol düzeyini düşürücü etkiye sahiptir. Şeker hastalığında da faydalıdır. Ayrıca, kanı ve karaciğeri temizler.

Yonca Bitkisi Nasıl Kullanılır? Yaprakları ve kökleri kullanılır. Çayı yapılabilir. Hayvanlarda et ve süt verimini arttırdığı için hayvan yemi olarak kullanımı yaygındır. Çayı, aynı zamanda başağrısına iyi gelir

 

Yorum (0) Yorum yaz!

Anne Baba Tutumları ve Çocuk Üzerindeki Etkiler



0-6 yaşı kapsayan okul öncesi dönemde anne-baba, çocuk için son derece önemli bir modeldir. Bu dönemde çocuklar anne-babalarının davranışlarını taklit eder, değer yargılarını benimserler. Çocuğun gelecekteki kişilik yapısı ailesinin onlar için oluşturduğu örneklik doğrultusunda şekillenir. Anne babanın çocuğun kişiliği üzerinde bu kadar etkili olabilmesi çocuklarına karşı tutumlarında daha bilinçli olmalarını gerektirir.

Aileler çocuğun uygulamasını istediği kuralları belirlerken onun gelişim özelliklerini, yeteneklerini ve henüz yeni oluşmakta olan kişilik özelliklerini dikkate almalı. Yaşamının ilk yıllarından itibaren çocuğa bu durumlara uygun görev ve sorumluluk verildiğinde çocuklarımız kendini ifade edebilen, öz güvenli ve bağımsız bir kişilik yapısı geliştirebilir.

Toplumdaki her ailenin kendine göre bir çocuk yetiştirme metodu vardır. Anne babaların çocuklarına karşı uyguladığı bu tutumlar onların nasıl birer yetişkin olacağının göstergesidir. Bu tutumların bir kısmı şunlardır:

Baskıcı ve Otoriter Anne Babalar

Katı kurallar koyan ve çocuğu bu kurallara uymaya zorlayan anne babalardır. Kuralların belirlenmesinde çocuğun fikri alınmaz. Çocuk yetişkinin sözü dışına çıktığında sert bir şekilde cezalandırılır.

Çocuk Üzerinde Etkileri:

·    Bu çocuklar kibar olmalarına karşılık çekingen, itaatkar, başkalarının etkisinde kolay kalabilirler.

·    Utangaç ve içe kapanık olabilirler.

·    Kendilerini ifade edemezler.

·    Sözle ya da fiziksel olarak şiddet gördüklerinde aşağılık duygusu geliştirebilirler.

·    Özellikle ergenlik döneminde evden ve okuldan kaçma eğilimi gösteren isyankar tavırlar içinde olabilirler.

Aşırı Koruyucu Anne Babalar

 Çocuklarını gereğinden fazla kontrol eden ve üzerlerine titreyen anne babalardır. Çocuklarına çok sayıda kural koyarlar, sürekli olarak çocuğun başına kötü bir şey gelecek korkusuyla yaşarlar. Aşırı koruma tavırları sebebiyle bu tür anne-babalar çocuğun kendini gerçekleştirme fırsatını elinden alırlar.

Çocuk Üzerindeki Etkileri:

·    Bu çocuklar kendi kendilerine yetemeyen, aşırı bağımlı, kendine güveni olmayan bir kişilik yapısı geliştirebilirler.

·    Anne babaya bağımlı olduklarından çoğu zaman kurallara harfiyen uyarlar.

·    Utangaç ve içe kapanıktırlar.

Çocuklarına Boyun Eğen Anne Babalar

Bu tür ailelerde egemenlik çocuklara aittir. Anne babalarına karşı saygısızdırlar. Tüm istekleri anne babaları tarafından yerine getirilir. İstekleri reddedildiğinde hırçınlaşırlar, ağlayıp bağırırlar.

Çocuk Üzerindeki Etkileri:

·    Bencildirler, kendileri her şeyden önce gelir.

·    Yaşıtlarıyla sık sık problem yaşarlar. Çünkü çocuklar hep kendi isteklerini yaptırmaya çalışan şımarık çocuklarla oynamak istemezler.

·    Davranışları denetlenemez.

·    Zamanla aile dışındaki bireylere de egemen olmanın yollarını ararlar.

Reddedici Anne Babalar

Bu anne babalar çocuklarına hiçbir kural koymazlar. Çocuğun sağlık beslenme temizlik, sevgi gibi temel ihtiyaçları karşılanmaz. Anne baba çocuğa karşı hırçın, soğuk ve ilgisizdirler. Bu sebeple çocuk istenmediğini, reddedildiğini hisseder.

Çocuk Üzerindeki Etkileri:

·    Yardım duygusundan uzak sinirli, kendisinden daha küçük ve güçsüzlere karşı düşmanca duygulara sahip bir birey olabilirler.

·    Sosyal olarak içe kapanıktırlar

·    Yetişkin rolü almada başarısızdırlar.

·    Suça eğilimlidirler.

Güven Verici Tavır Gösteren Anne Babalar

Bu anne babalar kuralları önceden çocuğa açıklar ve kurallar üzerinde konuşulmasına izin verir, bunları çocuğa dayatmazlar. Problemlerini etkili bir iletişimle çözmeye çalışırlar. Çocuklarına duydukları sevgiyi onlara hissettirirler, onları destekler ve teşvik ederler.

Çocuk Üzerindeki Etkileri:

·    Sosyal, etkin, yaratıcı ve başarılıdırlar.

·    Yanında yetişkin olmasa da kendi davranışlarını kontrol edebilirler.

·    Sorunların çözümünde fikri alındığı için problem çözme yeteneği gelişir.

·    Kendini ifade eden, bağımsız, özgüvenli kişilik yapısı geliştirirler.

Bazı aileler bu tutumları bir arada da uygulayabilir, örneğin anne baba ruh haline göre bazen aşırı koruyucu, bazen baskıcı ve otoriter olabilir ya da anne babadan biri baskıcı ve otoriterken diğeri güven verici tavır içinde olabilmektedir.

Çocuk Yetiştirmede Disiplinin Yeri

Çocuğun yetiştirilmesinde disiplin önemli bir yere sahiptir. Ailelerin disipline yüklediği anlamlar gerçekten diplin midir? Disiplin, anne-babanın kuralları çocuğa zorla uygulatması mıdır?

Cezalandırmak ya da dayakla yola getirmek midir disiplin? Yoksa çocuğu susturmak polis gibi başında durmak mıdır?

Gerçek Disiplin Nedir?

Disiplin asıl itibariyle çocuğa istenilen davranış ve alışkanlıkları, sevgi ve anlayışla öğretmek, kendi kendini denetleme ya da iç denetim demek olan ahlak gelişimini sağlamaktır. Bu da dıştan gelen zorlamayla olmaz. Önemli olan içselleşmiş bir sorumluluk duygusunun oluşturulmasıdır.

Disiplinin etkili olabilmesi için,

·    Açık kurallar ve sınırlar oluşturulmalı ve bunlara bağlı kalınmalıdır.

·    Kurallar çocuğa önceden açıklanmalı, çocuktan bilmediği kuralları uygulaması beklenmemeli.

·    Yasaklama ya da öğüt verme yerine çocuğa örnek olunmalıdır.

Örneğin, küçük çocuğunuzun yemekten önce el yıkama alışkanlığı elde etmesini istiyorsanız, her yemekten önce çocuğunuzla lavaboya gidip önce kendi ellerinizi yıkarken çocuğun izlemesine fırsat vermeli ardında çocuğun ellerini yıkamasını sağlamalısınız.

·    Tutarlı olunmalıdır. Koyulan kurallar keyfi sebeplerden dolayı değiştirilmemelidir.

Örneğin, her gün bir saat ders çalışması konusunda çocuğunuzla anlaştıysanız, misafirinizin gelmiş olması ya da bir yere gidecek olmanız bu kararı bozmamalı. Aksi takdirde çocuk daha sonraki günlerde bu kuralı uygulamakta sıkıntılar yaşayacaktır.

Anne-baba çocuklara ilişkin kural koyarken iyice düşünmelidir. Her ailenin kendisine ait, düzeni, yapısı, değerleri vardır. Bu sebeple başkalarından gördükleri, kitaplardan okuyup beğendikleri disiplini, kuralları kendilerine uyarlamaya çalışmadan önce kendileri için uygun olup olmadığını değerlendirmelidirler.

Disiplinde Ödül ve Cezanın Yeri

Ödül; istenilen bir davranışın yapılması durumunda verilen kişiyi mutlu eden bir maddi olanak ya da haktır.

Ödül disiplin için etkili bir yöntem değildir çünkü zamanla etkisini kaybeder. Bu yüzden yerine daha iyi bir ödül bulmak gerekir. Çocuk ödülü pazarlığa da dönüştürür. Örneğin, "odamı toplarsam kaç para vereceksin." vs. gibi sebeplerden dolayı ödül ölçülü kullanılmalı ve zamanla yerini takdir ve övgüye bırakmalıdır. Takdir ve övgü ise çocuğun kişiliğine değil davranışına yönelik olmalıdır.

Örnek, "Aferin sana benim akıllı oğlum" demek yerine davranışa dikkat çekerek "Oyuncaklarını ben söylemeden toplaman çok güzel. Bu davranışın beni çok mutlu etti" tarzında olduğu gibi.

Ceza: Bir davranışın tekrar edilmemesi için uygulanan üzüntü ve acı verici bir durumdur. Dayak, odaya kapama, bir haktan mahrum etme, sokağa çıkartmama, harçlığını kesme vs.

Dayak

Güçlü olanın güçsüze uyguladığı haksız bir yaptırım şeklidir ve çocuğa nasıl dayak atılacağından başka bir şey öğretmez.

Dayak neden eğitime yaramaz:

·    Dayak yiyen çocuk yaptığının karşılığını en kısa yoldan ödemiştir.

·    Dayak yiyen çocuk kendi olumsuz davranışına odaklanmak yerine yediği dayak ve dayak sonrası yaşadığı duygulara odaklanır, yani suçlu yer değiştirir.

·    Dayak yiyen çocukta anne babaya kızgınlık düşmanlık ve nefret hisleri uyanır.

·    Çocukta öfke ve saldırganlığa neden olabilir.

·    Dayak yiyen çocuk kendini güçsüz ve aciz hisseder. Bunun için kendisinden utanır benlik saygısı geliştiremez.

Dayak Atmanın Anne-Baba Üzerindeki Etkileri:

·    Dayak atan anne baba o anki öfkelerini en kısa yoldan çocukları üzerine boşaltarak rahatlarlar ancak daha sonra utanır ve pişmanlık duyarlar. Bu suçluluk duygusunu gidermek için çocuğa karşı aşırı sevgi gösterisinde bulunurlar. Çocuksa bu durumun tutarsızlığını yaşar.

Manevi Cezalar

Kızıp Bağırma: Sık sık azarlanan çocuklar bir süre sonra bu duruma karşı alışkanlık geliştirirler.

Tehdit Etme: Örneğin, "Bir daha beni üzersen seni bırakıp gideceğim, annesiz kalacaksın." Bu tehditler okul öncesi çocuklar için korkutucudur çünkü bu söylenenleri gerçek olduğunu düşünürler.

Alay Etme, Küçümseme: Aşağılanmak herkes gibi çocuk için de onur kırıcıdır. Çocuğun kendine güvenini sarsar. Zamanla gerçekten işe yaramaz ve beceriksiz olduğuna inanabilir. "Yakıştırma yapışır" sözü tam da bu gibi durumlar için söylenmiştir. Örneğin "Sen ne beceriksiz bir çocuksun, sen ne laf anlamaz çocuksun." sözleri bir süre sonra çocuğunuzu beceriksiz veya laf anlamaz yapabilir.

Beddua Etme: Beddua sözleri de zamanla çocuk için anlamını yitirir ve davranışları üzerinde etkili olmaz.

Sevgiyi Esirgeme: Manevi cezaların en acımasız şeklidir. Çünkü sevgi çocuğun en temel ihtiyacıdır. Anne babalar çocuklarını davranışları için değil kendi çocukları olduğu için severler ya da sevmelidirler. Olumsuz bir davranışı sonunda çocuğu açlıkla cezalandırmak ne kadar vahimse sevgiyi esirgeme ya da koşula bağlama da o kadar sakıncalıdır.

"Git artık seni sevmiyorum bundan sonra başkasının çocuğu ol. Ben senin annen/baban değilim" gibi ifadeler çocuğu çok sarsar. Bu söylenenlerin gerçek olduğunu düşünür kendisini aile dışına itilmiş hisseder.

İç Kontrollü Disiplin (Özdenetim)

Öz denetimi kişinin bazı kuralları benimsemesi ve dış uyarılara gerek kalmadan bu kuralları kendi kendine uygulamasıdır.

Özdenetim Nasıl Elde Edilir?

·    Kurallar çocuğun yaşına, kişilik yapısına ve özel durumlara göre düşünülerek uygulanır.

·    Çocuğa kuralların nedeni izah edilir.

·    Beklenen davranışlar önceden açıklanır.

·    Çocuğun davranışları beklenir ve çabası takdir edilerek pekiştirilir.

Çocuğa özdenetim kazandırmak sabır ister. Ancak çocuk bir davranışı içselleştirdiğinde bu konu bir daha gündeme gelmez.

Anne-babaların tutumlarının çocuklar üzerindeki etkisi mutlak değil; fakat büyük bir oranda belirleyicidir. Sağlıklı bir toplumun temelini aile, sağlıklı bir ailenin temelini de anne-baba rollerini sağlıklı bir biçimde benimsemiş insanlar atacaktır.

Nurşen Aydın/ Haksöz Dergisi- Sayı:179

Yorum (0) Yorum yaz!

Çocuklar Ne İster



Hani anne babaydık ya. Hani büyük umutlarımız vardı çocuklarımız için, büyük hayallerimiz… Bizim sahip olamadığımız her şeye sahip olmalıydı onlar. Bizim anne babamızın bize davrandığı gibi davranmamalıydık onlara. Her istediklerini almalı, en büyük, lüks okullarda okumalı, hiçbir eksiği olmamalı ve büyük ama çok büyük adam olmalıydılar.

Ya çocuklarımız… Ya onlar, onlar acaba ne ister hiç düşündünüz mü? Düşündük mü?

Elbette düşündük. Hem de onlardan önce düşündük biz. Onlar adına her şeyi hayal ettik. İyi bir gelecek için çok çalıştık, çalışacağız. Her türlü güçlüğe göğüs gerecek, gerekirse en ağır işleri onlar için yapacağız. Her türlü eziyete katlanacak ve onlar için yaşayacağız…

Oysa onlar; çocuklarımız ne istiyor biliyor musunuz?

·        Sevgimizi artırmamızı istiyorlar,

·        Bizim yaşayamadığımız çocukluğumuzu değil, kendi çocuklukların yaşamak istiyorlar.

·        Onlara güvendiğimizi görmek istiyorlar.

·        Binlerce öğrencisi olan büyük, özel okullarda değil, gözleri sevgiyle bakan öğretmenler ve paylaşımları içten olan okullarda okumak istiyorlar.

·        Gösterişli, oyuncaklarla dolu yuvalar değil, ya da koridorları pembeye boyanmış okular değil, eğitim istiyorlar.

·        Arabalarımızı yenilememizi ya da yeni kooperatiflere girmemizi istemiyorlar.

·        Kredi kartları borçlarınız ya da taksitleriniz yüzünden ertelenmiş   ihtiyaçlarına sabır gösterirken, sizleri anlayışla beklerken, bu anlayışı fark etmemizi istiyorlar.

·        Yaşamdaki mücadelemizde onların da omzumuzun yanında olduklarını görmemizi ve söylememizi istiyorlar. “Bunca çaba,  yorgunluk senin için, senin geleceğin için" yerine "Seninle yaşamak, seninle paylaşmak çok güzel" dememizi istiyorlar.

·        Hani onlar için çalışırken ayıramadığımız zamanın bir kısmını istiyorlar.

·        Uzun telefon görüşmelerimizin daha kısa olmasını,

·        İş arkadaşlarımıza ya da komşumuza gösterdiğimiz saygının ve ilginin tamamını...

·        Yarınları birlikte planlamayı,

·        Hayallerinizi, duygularınızı paylaşmayı istiyorlar.

·        Arkadaşlarını tanımamızı, onu arkadaşlarının yanında eleştirmememizi, hatta arkadaşlarının yanında iyi özelliklerini belirtip, güvenimizi göstermemizi istiyorlar.

·        Tatil için birlikte plan yapmayı,

·        Okul seçiminde onun fikrini almayı,

·        Onu değiştirmek için değil kendimizi değiştirmek için çaba sarf etmemizi istiyorlar.

·        Üzüntü ve dertlerini dinlememizi ve fark etmemizi istiyorlar.

·        Ona olan kızgınlığımızı başka zamanlarda, başka olaylarla değil zamanında ve de konuşarak, nedenlerini anlatmamızı istiyorlar.

·        Yaptıkları ya da düşündükleri hakkında tahminde bulunmadan, direkt iletişim kurmamızı istiyorlar,

·        Her zaman kontrol edilmek istemiyorlar.

·        Başarılarını takdir etmemizi ama abartmamızı istiyorlar.

·        Birlikte çok ortak noktamızın olduğunu bizim de fark etmemizi istiyorlar.

·        Hata yaptığımızda özür dilememizi istiyorlar, tıpkı bizim onlardan istediğimiz gibi.

·        İyiliğin karşılığında da tabi ki teşekkür etmemizi bekliyorlar,

·        Onu olduğu gibi kabul etmemizi,

·        Kişiliğine önem vermemizi,

·        Duygularını anlamamızı

·        Ona sevgimizi korkmadan söylememizi istiyorlar.

Unutmayalım ki onlar bizim bir parçamız ve üzerinde kurduğumuz hayallerimiz var. Bütün bunları çocuklarımız için olmasa bile kendimiz için yapalım. Hayallerimiz için, geleceğimiz için…

Çocuklarımızın bizler gibi anne baba olmamaları, çocukları için çok büyük hayaller kurmamaları için.

Bunu hep düşünelim... “Yahu bu çocuk ne ister?”

Kendinizi ve çocuğunuzu anlamanız, anlaşılmanız ve sevgilerinizi korkmadan söyleyebilmeniz dileği ile… Sevgi ile kalın.

Nebahat Boğut
Uzm. Çocuk Gelişimi Eğitimcisi

Yorum (0) Yorum yaz!

Rh Uygunsuzluğu (Kan Uyuşmazlığı)

Anne kan grubunun Rh(-), babanın ise Rh(+) olması durumunda Rh uygunsuzluğundan bahsedilir. Bu çiftlerde bebek Rh(+) yada Rh(-) olabilir, bebek Rh(-) ise bir problem olmaz fakat bebek Rh(+) ise kan uyuşmazlığı Rh immunizasyonuna ve bazı sorunlara yol açabilir.

Anne kan grubunun Rh negatif, babanın ise Rh pozitif olması dışındaki hiç durumda kan uyuşmazlığı olamaz.

Rh uygunsuzluğu varlığında eğer bebek de pozitif ise, gebelik yada doğum esnasında, anne kanı ile bebeğin kanı temas eder ve anne kanına bebek kanındaki eritrositler (kırmızı kan hücreleri) geçer. Bu eritrositler üzerinde bebeğe ait Rh antijenleri vardır. Anne buna anti Rh antikoru üreterek cevap verir. Bir sonraki bebek eğer Rh (+) olur ise anne kanındaki bu ilk gebelikte oluşmuş anti Rh antikorlar bebeğe geçer ve bebeğin kanında eritrositlerin parçalanmasına ve bebekte kansızlığa (anemi) neden olur.

Doğum ve gebelikte oluşabilecek aşağıdaki durumlar bebek kanının anneye geçmesine ve annenin bunlara karşı antikor oluşmasına sebep olabilir. Bu durumlar:

Düşük, kürtaj, dış gebelik, amniosentez, CVS, kordosentez gibi girişimler yapılmasıdır.

Bu durumlarda da annenin etkilenmesini önlemek amacıyla 72 saat içerisinde Anti-D iğnesi yapılmalıdır.

Kan uyuşmazlığı (Rh/rh uygunsuzluğu) olan hastalarda ilk kontrolde indirekt coombs testi (İCT)'nin negatifliği halinde düşük ihtimalle olsa da antenatal dönemde Rh izoimmunizasyonu gelişme olasılığı nedeniyle, 20. haftadan itibaren dörder haftalık aralıklarla İCT tekrarlanmalı dır. İCT'i negatif olan gebelere, öncelikle 28. haftada 300 mikrogram anti-D gamma globulin (halk arasında uyuşmazlık iğnesi denir) ile proflaksi yapılmalıdır. Bu dönemde proflaksi uygulanmasının amacı doğuma kadarki 12 haftalık süre boyunca oluşabilecek fetustan-anneye kanamaları karşılayabilmektir. İmmunize olmamış bir gebede proflaksi için en önemli dönem doğumdur. Doğumu takiben bebeğin kordon kanından direkt coombs testi (DCT) ve bebek kan grubu çalışılmalıdır. DCT'nin negatif ve bebek kan grubunun Rh(+) olması halinde anti-D immunglobulin tekrarlanmalı dır. Doğumdan sonra bebeğin kan grubu pozitif ise ilk 72 saat içinde yeniden anti-D gamma globulin iğnesi yapılmalıdır. Bu annede antikorların oluşmasını engelleyerek bir sonraki gebeliğin bu antikorlar tarafından etkilenmesini engeller. Rh uygunsuzluğunda ilk gebelikte bir sorun oluşmaz.

Kan uyuşmazığında eğer bebek etkilenmiş işe anneden geçen anti-Rh lar bebeğin kan hücrelerinin parçalanmasına ve çökelmesine neden olur. Bu durumda bebekte kansızlık yani anemi görülür. Buna bağlı olarak ultrasonda bebekte hidrops adı verilen durum tespit edilir. Bebekteki anemi sonucu kalp yetmezliği ve vücut boşluklarında biriken sıvı hidrops tablosunun nedenidir. Hastalığın şiddetine ve yok edilen kan hücrelerinin miktarına bağlı olarak bebekte anne karnında ölüm dahi görülebilir.

İCT testinin pozitifliği durumunda ise titrasyon çalışılmalıdır. 1/16 ve altındaki titrasyonlarda fetus için intrauterin dönemde risk yoktur. Bu durumda ikişer hafta aralıklarla İCT'ni tekrarlamak yeterli olacaktır. İCT pozitifliği 1/16'nın üzerinde olmadıkça gebeliğe müdahale edilmez. Sadece artık izoimmunizasyon gelişmiş olacağından proflaksi gerekmeyecektir. Titrasyonun 1/16 üzerinde olması durumunda etkilenmenin ciddiyetini araştırmak için amniosentez, kordosentez ve USG gibi ileri tetkiklere geçilmelidir. Hastalık ciddi düzeyde ise anen karnında bebek kanını değiştirmek gerekebilir.

Annede Rh alloimmunizasyonuna neden olabilecek durumlar:

Bu durumlar Rh(-) annenin Rh antikoru oluşturmasına neden olabilecek durumlardır.

- Kan transfüzyonu

- Gebelik veya doğım sırasında Rh (+) bebekten anneye kan hücresi geçmesi

- Kendiliğinden yada istemli düşük

- Küretaj

- Dış gebelik

- Plasentanın (bebeğin eşi) erken ayrılması

- Anne karnına gelebilecek darbe ve travmalar

- Amniyosentez (Anne karnından bebeğin suyunun alınması)

- CVS (Koryon villus biyopsisi)

- Kordosentez (Bebeğin kordonundan kan alınması)

- Eksternal sefalik versiyon (Ters duran bebeği çevirme işlemi, günümüzde yapılmamaktadı r.)
-Alıntıdır-

Yorum (0) Yorum yaz!

İmam Humeyni

 

“Şimdi, Filistin ve Lübnan’da, Müslüman kardeşlerimiz İsrail’in insanlık dışı kuşatması ve saldırısı altındalar. Allah korusun, eğer İsrail o savaş meydanında zafere ulaşırsa, saldırısını diğer ülkelere kadar genişletecektir…

İslam milleti, insani vazifenin gereği, kardeşliğin akli ve İslami vazifenin gereği olarak, bu emperyalizm uşağının köklerini yok etmek konusunda hiçbir fedakarlıktan kaçınmamakla yükümlüdür. İsrail aleyhine savaşan kardeşlerine maddi ve manevi yardım; ilaç ve gıda göndererek yardım etmelidir.”

Ayetullah İmam Humeyni, 24 Eylül  1902’de, İran’ın Merkez iline bağlı Humeyn şehrinde; ilim, hicret ve cihad  ehli olan, kökleri Ehlibeyt’e uzanan asil bir ailenin çocuğu olarak dünyaya gözlerini açar. Asıl adı Ruhullah’il Musavî’yyil Humeyni’dir.

İmam Humeyni henüz 5 aylıkken, babası, dönemin zorba rejimi güçlerince, Humeyn-Erak yolunda kurşunlanarak şehid edilir. Şehid yakınları, söz konusu  cinayeti işleyenlerin kısas edilmesi amacıyla Tahran’a hareket ederler. Darul Hükümeye yapılan baskılar sonunda, katile kısas yapılır.

İmam Humeyni daha  çocukluktan itibaren,  yetim kalmanın ve şahadetin ne demek olduğunu tanır. Çocukluk dönemini annesi ve halasıyla beraber geçirir. Annesi Hacer hanım, dönemin  taklid mercilerinden Ayetullah Hansari’nin torunlarındandır. Ama daha 15 yaşında iken, bu iki mümine hanımı da kaybeder.

O da, nesilden nesile halkı ilahi  yolda aydınlatan ecdadı gibi ilim yolunu seçer. Dedesi, merhum Ayetullah Seyyid Mustafa Musevi, merhum Ayetullah’il Uzma Mirza Şirazi’yle aynı dönemde, Necef’te dini ilimler alanında eğitim gördükten ve taklid mercii makamına yükseldikten sonra, Necef’ten İran’a dönmüş ve Humeyn şehrinde halkı dini açıdan ilimle aydınlatma hizmetine başlamıştır.

İmam Humeyni, Farsçayla ilgili ilk eğitimini ailesinden ve dini eğitimini ise ağabeyi Ayetullah Pesendi’den alır. Ardından dinî medreselerde temel dersleri (Arap dili ve edebiyatı, mantık, fıkıh ve usul) almaya başlar ve Mirza Mahmut İftiharu’l-Ulema, Hac Mirza Necefî-yi Humeynî, Ayetullah Şeyh Ali Muhammed Burucerdî, Ayetullah Muhammed Gulpayganî ve Ayetullah Abbas Erakî gibi, bölgenin büyük ulema ve hocalarından dersler alarak, 1919 yılında Erak İlmiye Medresesine girer. Ayetullah Hairi, medresesini Kum’a taşıyınca, İmam bu kez de oraya gider.

Felsefe ve ahlak derslerini, Ayetullah Muhammed Şahabadî ve Seyyid Ebu’l-Hasan Hakîm Kazvinî ve Hac Mirza Cevad Ağa Melikî-yi Tebrizî’nin yanında okur. Menkul fıkıh ve usul derslerini ise Ayetullah Abdulkerim Hairî-yi Yezdî ve Ağa Mir Seyyid Ali Kaşanî’den alır. Fıkıh ve usul derslerinde çok başarılı olarak kısa zamanda ictihad (Müctehidlik) derecesine ulaşır.

İmam Humeyni, Ayetullah Hairi öldüğünde, artık Kum havzasının en önde gelen alimlerin olmuştur. Fıkıhta içtihat seviyesine ulaşmasının yanında, astronomi, felsefe, irfan, hikmet, tefsir konularında da çok ileri bir seviyeye gelmiştir ve 27 yaşında Misbah’ül Hidaye adlı eserini yayımlar.

26 yaşında iken, Ayetullah Hacı Mirza Muhammed Tahrani’nin kızıyla evlenir. Bu evlilikte iki erkek ve üç kız çocuğu dünyaya gelir. Ailesine muamelede ise, rehberi yine peygamber olur.

İmam Humeyni, ilim, mücadele, sürgün ve Allah’a olan aşkıyla dolu bir yaşamdan sonra, 4 Haziran 1989’da sevgiliye kavuşur.

Yaşam Mücadelesi

“İslam uleması, İslam’ın açık hükümlerini korumakla yükümlüdür. İslam ülkelerinin bağımsızlıklarını desteklemeleri gerekir. Zulüm ve baskılardan nefret ettiklerini açıklamaları gerekir. İslam ülkelerinin bağımsızlıkları aleyhine ve İslam düşmanları ile yapılan antlaşmalara karşı nefretlerini açıklamalıdırlar…

Ben burada oturup tesbih çeken mollalardan değilim. Ben Papa değilim ki, Pazar günleri ayin yapıp, diğer vakitlerde kendim için saltanat süreyim ve diğer işlerle bir ilgim olmasın. Biz peygamberin yaptığı siyasetin aynını yapma azmindeyiz.”

İmam Humeyni’nin en önemli özelliği, her ne pahasına olursa olsun, her zaman zulüm, baskı ve diktatörlüğe karşı durup, mücadele etmesidir. O bu nedenle, ülkesindeki şah yönetiminin her türlü faaliyetlerinin karşısında, halkını korumak ve bilinçlendirmek adına, bir set gibi durmayı borç bilmiştir.

İran’ın sosyal ve siyasi durumuyla ilgilenmesinin yanında, 1962 yılında Ayetullah Burucerdi’nin ölümü üzerine, O’nun tüm vazifesi kendisine devredilmiş ve İslam alimlerinin rehberi olması görevini yüklenmiştir.

Daha bu görevi üslenmesinin üzerinden üç ay geçmeden, Şah’ın, Batı’ya dönük, Müslümanları zarara sokacak program paketi hazırladığı ortaya çıkar. İmam bu kanunları şiddetle reddeder ve halkı bilinçlendirecek konferanslar vermeye başlar. Böyle bir tepki beklemeyen Şah, paketi uygulamaya sokmadan çekmek zorunda kalır.

Çok geçmeden, Şah ‘Beyaz Devrim’ ilan ettiğini söyler ve ardından başbakan Musaddık’ı devirir. Bunun üzerine halk ayaklanır. İmam, yeniden halkı bilinçlendirmek için vaazlar verir. Onlara, Şah’ın yaptığı cinayetleri, zulümleri tek tek açıklar. Bunun altında kalmayan Şah rejimi, 22 Mart 1963’de Kum’daki Fevziye Medresesine saldırı emrini verir. Pek çok öğrenci bu saldırıda şedit edilir. Şahın silahlı saldırısına karşılık, İmam’ın İslami mücadelesinde yeni bir dönem başlar. İlk kanı O akıtmıştır ve bunun neticesine katlanmak zorunda kalacaktır. Şahı, İsrail ve Amerika işbirlikçisi olarak suçlamakta ve işlenen cinayetlerden kendisinin sorumlu olduğunu haykırmaktadır.1 Nisan 1963’de yaptığı konuşmada, Kum ve Necef ulemasının, Şah’ın yaptıkları karşında sessiz kalmalarını;“Bugün sessiz kalmak, diktatör yönetimini desteklemek demektir” diyerek sert bir dille eleştirmiştir.

İmam, ertesi gün yayınladığı bildiride, ülkenin bir ABD kuklası olması için her şeyin yapıldığını, fakat Müslümanların hiçbir zaman ABD ve İsrail’le yan yana olmayacağını söyler. Ardından Şah’a bir mektup yazarak, İslami ilkelere geri dönmesini, aksi takdirde sonunun babası gibi olacağını söyler. Bunun üzerine Şah, aynı gece imamın tutuklanarak Tahran’a getirilmesini emreder.

15 Hordad Kıyamı diye anılan, 4 Haziran 1963 günü, İmam’ın tutuklandığı haberi, Tahran dışına taşıp diğer illere de yayılır. Sokaklara dökülen halk, Şah rejimini protesto etmek ve İmam’ı desteklemek amacıyla ayaklanır. Rejimin orduları tarafından kanlı şekilde bastırılan ayaklanma, özünde de, ileride yapılacak olan İslami devrimin ilk basamağını oluşturmaktadır.

İmam ise sorgulanma esnasında, Şah rejiminin ve tüm kurumlarının yasadışı olduğunu ve yönetimlerinin meşru olmadığını söyler. İmam, 1964’de açıklama yapılmaksızın serbest bırakılır. 15 Hordad Kıyamının yıl dönümünde, ulemalarla birlikte bildiri yayınlayan İmam, şehitleri anarak, bugünü matem günü olarak ilan eder.

İmam’ın, Şah rejiminin hazırladığı yasa tasarılarını boykot etmesi ve karşı çıkılması uyarıları, yeni bir kıyamın başlangıcını oluşturur. Tepki olarak harekete geçen rejim orduları, silahlanarak İmam’ı evinde tekrar tutuklayarak, Türkiye’ye sürgüne gönderir. Bursa’da 11 ay göz hapsinde bulunan İmam, oradan da Irak’a gönderilir. İmam, Türkiye’de kaldığı süre içinde Tahrir’ul Vesile kitabını yazar. Bu süre zarfında boş durmayan Şah ise, hızla yasaları hayata geçirir.

1977 yılına kadar 13 yıl Necef’te kalan İmam Humeyni, buradan da Şah’a karşı mücadelesini sürdürür. Necef’te kaldığı sürece, Şeyh Ensari mescidinde, pek çok dalda dersler verir. Her fırsatta 15 Hordad gününü canlı tutulmasını vurgular. Filistin konusunda, tüm dünya Müslümanlarına hassas ve duyarlı olmaları için çağrılar yapar. Baas rejimi ve Şah rejimi arasında gelişen sıcak ilişkiler neticesinde, Irak’ta yaşayan İran’lılara yapılan baskılara sessiz kalmayan İmam, Irak cumhurbaşkanına telgraf çekerek, yapılanları kınar. Bu yaşananların ardından, daha fazla orada kalmak istemeyerek gitmek ister.

İmam’ın Necef’te ders verdiği süre içinde, mücadele ve ilim konusunda yaşattığı değişim, sadece İran’ı değil, diğer İslam ülkelerini de etkisi altına almayı başarır. Dünyanın dört bir yerinde İmam Humeyni rüzgarları esmeye başlar, zalimlere ve emperyalizm güçlerine inat.

Uluslararası gelişmeler ile İslam dünyasındaki olayları yakından takip eden İmam Humeyni,  gelişmelerden, İslami hareketin zafere ulaşması için yararlanmaya çalışır. 1978 yılında bir mesaj yayınlayarak, ülke içindeki ve dışındaki bütün öğrenci derneklerini, Şah rejimine karşı olan  herkesi,  vatanseverleri, kültür ve bilim çevrelerini,  ülke içindeki ve dışındaki basın ile  uluslararası kuruluşlar ve çevreler aracılığıyla, Şah rejiminin işlediği cinayetlere karşı kıyama davet eder.

Aynı yıl Ekim ayında, oğlu Ayetullah Mustafa Humeyni’nin öldürülmesi üzerine, İran’ın dört bir yanında, Şah rejimi karşıtı ayaklanmalar başlar ve halk sokakları doldurur. Böylece, rejime karşı hareketin ikinci ateşi alevlenmiş olur. Geçen seferki gibi kanlı bastırılmaya çalışılsa dahi, Şah rejimi kıyamın ateşini söndürmeyi başaramaz.

İmam, 4 Ekim 1979 yılında Kuveyt’e geçmek ister. Ancak kendisine giriş izni verilmeyince, Paris’e hicret etmeye karar verir. Orada, özel güçler tarafından gözetim altında tutulur ve sık sık siyaset yapmaması konusunda uyarılır. Kendisine yapılan bu tür kısıtlamaların, demokrasiden dem vuran bir ülkenin sloganlarını ayakları altına aldığını ve kendi kanunlarını çiğnediği manasına geldiğini bildirerek, sert tepki gösterir ve gerekirse başka bir yere gidebileceğini bildirir.

İmam Humeyni, Paris’e yerleştikten sonra yaptığı açıklamalarla da bir anda dünya basınının odak noktası olur. İşkencelerin sona ermesi, gizli servisin kaldırılması, İran’a demokrasinin gelmesi, kadınlara eşit haklar verilmesi gibi herkesin şaşkınlıkla karşıladığı açıklamalar yapar. Bütün dünya İmam Humeyni’yi konuşur olmuştur. İranlı solcuların veya aydınların büyük bir kısmı, İmam’ı desteklemeye başlarlar.

İmam, Aralık 1978’de İslam Şurasını, Şah ise Saltanat Şurasını oluşturur. Şah, Bahtiyar hükümetinin güvenoyu almasının ardından, 16 Ocakta ülkeden kaçar. İmam ise, artık ülkesine dönmek ister ve aldığı bu kararı duyan İranlılar, sokaklara dökülerek bayram havasına bürünür. Göklere İmam’a olan sevgilerin çığlıkları yükselir. Tüm dünya basını, İran’daki bu müthiş sevinci ve liderlerine olan bağlılığı itiraf etmekten kendilerini alamazlar. 14 yıllık hasretin ardından, yetim kalan halk, İmamlarına kavuşacaktır. Kimi ulema öldürülmeye karşı gelişini tehlikeli bulsa da, O gelmekte ısrar eder.

1 Şubatta, İmam’ın aşkıyla yer gök inlemektedir İran’da. İnsanlar sel olup akmaktadır sokaklardan. Düşmanının göğsüne korku salan Allah dostu, Allah aşkıyla yananların yüreklerinde efsane olup taşmıştır meydanlara. ‘Allah-u Ekber’ nidaları, ‘İmam Humeyni’ çığlıkları mest etmektedir kulakları. 5-6 milyonun karşıladığı, bir mahşer yerine döner Tahran havaalanı…Yepyeni yarınlara gebedir İran toprakları…

11 Şubat 1979 yılında, inkılap zafere ulaşır sonunda. Devrimin ardından on yıl daha, yılmadan devam eder İmamın mücadelesi. Küçücük bir yavruyken, İslam Cumhuriyetlerini ezmek isteyenleri hüsrana uğratır Allah’ın yardımı ve halkının azmiyle. Amerika destekli, yedi yıllık bir savaşa direnirler sabırla, el ele.

Ve sevgiliye kavuşma vakti gelir. Elinden geleni yapmış, Rabbini memnun etmek için çırpınıp durmuştur yıllar yılı. Şimdi halkından ayrılma, ‘Dostu’na kavuşma anıdır. Hiç kimsenin önünde eğilmemiştir. Doğru yolda, dosdoğru olanların yolunda ilerlemiş ve vazifesini tamamlamıştır. Haziran 1989’da sonsuz yolculuğuna uğurlanır sevenlerince.

Yaşam Prensipleri

“İslam, ilk dönemlerde mazlum idi ve daha sonraları da mazlum olacaktır. Ben de işte bugün İslam’ın mazlumluğunu sizlere arz etmek istiyorum.”

İmam Humeyni, zalim karşısında sinik durmanın zillet olduğunu savunur, kuşandığı cesaret kılıcını asla üzerinden eksik etmemiştir. Şah rejiminin, her İslam karşıtı faaliyetinin ardından, karşılarında dimdik durmayı, doğru bildiği yoldan şaşmadan yürümeyi, eli silahlı askerlere, Şah’ın kendisine, cumhurbaşkanına ve hatta tüm dünya zalimlerine meydan okumaktan sakınmamayı asli vazife addetmiştir.

Halkına sık sık; “Ayrılığa düşmeyin, yoksa korkar, başarısızlığa düşersiniz. Ve kuvvetiniz gider”(8/46) ayetini hatırlatarak, birlik ve beraberliğin önemine değinmiştir.

İmam, övülmenin ve abartının sakıncalarını anlatıp, çevresindekileri, öğrencilerini ve ailesini bu konuda uyarmaktan çekinmemiştir. Kendisi için dahi olsa, bundan uzak durulmasını söylemiş, kendi işini kendisi yaparak, “aciz miyim ki, her işime sizler koşasınız” diyerek tevazuyu hiçbir zaman elden bırakmamıştır. Başkalarının yanına girdiği zaman, herkesten önce selam vermiş, çocuklara özel muamelede bulunmuştur.

Programlı ve düzenli olmayı adet edinmiştir. Uyku, yemek, okumak, dinlenme, ibadet, ziyaret gibi işlerin her zaman vaktinde yapılmasında titiz davranmış, başarının sırrının, planlı ve düzenli olmak olduğunu savunmuştur.

Çevresindekilere karşı daima ince ruhlu ve  hassas olmaya itina göstermiş, onları kırmaktan çekinmiştir. Bir tebessüm, bir teşekkür, küçük bir hediye veya kendinden hatıra olabilecek şeylerle, insanları mutlu etme gayreti içinde olmuştur.

Her zaman sadeliği ve tutumluluğu vurgulamış, israftan ve açgözlülükten nefret etmiştir. Kendi odasına, zorunlu birkaç eşyanın dışında eşya alınmasına tepki göstermiş, sofranın çeşitli olmasını, ‘mazlumun hakkını gasp’ olarak değerlendirmiştir. Elektrik, su, zaman, yiyecek, giyim gibi, her konuda israftan uzak durmuş, yanında bulunanlara da bu konuda telkinlerde bulunmuştur.

Önem verdiği konulardan bir diğeri de, başkalarının hakkını gözetmek olmuştur. Gece ibadetlerine kalkmak veya dışarı çıkmak istediğinde, uyuyanları rahatsız etmemeye özen göstermiş, olabildiğince dikkatli olmayı elden bırakmamıştır. Tehlikeyi sezdiği zamanlar, yanındakileri, tehlike ve zararlardan uzak tutmaya çalışmıştır.

Toplumda kadınların her zaman değerli olduğunu anlatıp, başarının onlarsız olamayacağını sıkça vurgulamıştır. Dünyaya anlatabilmek ve kadınlar konusunda örnek olabilmek için, yurt dışı görüşmelerinde, heyetler arasında mutlaka bir kadın olmasını istemiş ve öyle yapmıştır. Sık sık Batı’nın tersine, İslam’ın kadını yücelttiğini ve onurlandırdığını vurgulamış, İnkılabın, onların cesaret ve azmiyle hayat bulduğunu söylemekten çekinmemiştir.

İmam Humeyni, adalet konusunda da titiz davranmış, yakalanan tutsaklar için dahi adaleti elden bırakmamıştır. Kendi yatağına özen gösteren yardımcısına “aramızda üstünlük olmasın” diyerek, özel muameleyi yasaklamıştır. Kendi öğrencisi olan çocuklarıyla, diğer öğrencilerin maaşları konusunda bir ayrıcalık yapmamış, herkese adil davranılması gerektiğini dillendirmiştir.

İmam, İslam’ın ve kendisinin şerefini, menfaatlerinden üstün tutmuş, kendisini tutuklayan, sürgün eden veya gözetim altında tutanlardan, zerre misali bir şey istemeyi zillet saymıştır. İhtiyaç sahibi öğrencilerinin, meramlarını direk kendilerinin dile getirmesini daima soğuk karşılamış (ama yine de yardımcı olmuştur), ikinci kişinin tavsiyesi üzerine bildirilen ihtiyaçları ise, tebessümle ve zevkle karşılamıştır. Her zaman, gerçek ihtiyaç sahibinin istemekte zorlandığına, kendisine yedirememesi gerektiğine ve nefsine ağır geleceğine inanmış, çevresine de bunu belli etmekten çekinmemiştir.

Eserleri

1-     Sahur Duası Şerhi

2-     "Re’su’l-Calût" Hadisinin Şerhine İmam’ın Haşiyesi

3-     "Akıl ve Cehl Ordusu" Hadisinin Şerhi

4-     "Fusûsu’l-Hikem"in Şerhine Haşiye

5-     "Kırk Hadis" Şerhi

6-     Namaz Âdâbı (Âdâbu’s-Salat)

7-     "Esfar" (irfani eserler) Haşiyesi

8-     Envaru’l-Hidaye fi’t-ta’lîgatu Ale’l-kifaye ( 2 cilt),

9-     Risaletu’l-İstishab

10- Risaletu’l-İctihad ve’t-Taklid

11- Risale fi’t-Taleb ve’l-İrade

12- Risale fi’l-Kâ’ideti min Mulk

13- Kitabu’t-Tahâre  (4 cilt)

14- Mekâsib-u Muharrame (2 cilt)

15- Risaletu Necati’l-İbad

16- Ayetullah El-Uzma Burucerdî’nin Fıkıh Dersleri

17- Hac Fetvaları

18- Kitabu’l-Bey’  (5 cilt)

19- Kitabu’l-Halel fi’s-Salat

20- Cihad-ı Ekber yada Nefse Karşı Mücadele

21- Fetvalar

22- İrfanî Mektuplar

23- "Re’su’l-Calût" Hadisinin Şerhi

24- "Fevaidu’r-Razaviyye" Şerhine Haşiye

25- Misbahu’l-Hidaye ile’l-Hilafe ve’l-Vilaye

26- "Misbahu’l-Uns"a Haşiye

27- Sırru’s-Salat (Salatu’l-Ârifîn ve Mi’racu’s-Salikîn)

28- Risaletu Likâu’llah

29- Keşfu’l-Esrar 30- Bedayiu’d-Durer fi Kâidetu Nefyi’d-Darar

31- Risaletu fi’t-Teâdul ve’t-Teracîh

32- Menahicu’l-Vusul ilâ İlmu’l-Usul (2 cilt)

33- Risaletu fi’t-Takiyye

34- Risale fi Ta’yîni’l-Fecr fi’l-Leyalî’l-Mukammere

35- Ta’lîka ale’l-Urvetu’l-Vuska

36- Ta’lîka alâ Vesiletu’n-Necat

37- Miras Risalesine Haşiye

38- Tevzihu’l-Mesail (İlmihal risalesi)

39- Tahriru’l-Vesile (2 cilt)

40- Takriratu Durus-i İmam Humeynî

41- İslâmî Hükümet yada Velayet-i Fakîh

42- Hamd Suresi Tefsiri

43- Şiir Dîvanı

44- Siyasî-İlahî Vasiyetname (son mesaj)

45- Sahife-i Nur (İmam’ın mesajları, konuşmaları, röportajları, mektup ve ahkâmı, 22 cilt)

İmam Humeyni’nin Müslüman Gençlere nasihatleri

Mümkün olduğunca pazartesi ve perşembe günleri oruç tutun.

Beş vakit namazı vaktinde kılın. Gece namazı kılmaya çalışın.

Yatma ve uyku saatlerini azaltmaya çalışın, Kur’an-ı Kerim’i çok okuyun.

Ahd ve anlaşmalara önem verin

Yoksullara yardımda bulunun infak edin

Haksız ithamlardan kaçının

Kalabalık, büyük ve çok masraf edilmiş toplantılara katılmayın, kendinizde böyle toplantılar hazırlamayın

Sade, gösterişten uzak giyinin

Çok konuşmayın, çok dua edin

Çok çalışın. (Dini, ilmi, içtimai, siyasi)

Arapça, tecvid ve ilmini öğrenin, her bakımdan dikkatli ve uyanık olun.

Yaptığınız iyilikleri unutun, geçmiş günahlarınızı hatırlayın.

Maddi yönden yoksula, manevi yönden de evliyaullaha bakın.

Aktüalite ile ilgilenin, güncel haberlerin yanında özellikle Müslümanları ilgilendiren konulara dikkat edin.

Allah adına yola çıkmış, bu uğurda her türlü zorluğa göğüs germiş olan Ayetullah İmam Humeyni’ye ve bu yolda yılmadan yürüyen tüm Müslümanlara selam olsun. Rabbim mekanını cennet kılsın. (Amin)

Yorum (0) Yorum yaz!

Bana Göre




İslam;

Teslimiyet denizine çırılçıplak dalmak,

Barış dalgalarına inadına sarılmak,

Yaradana karşı, çılgınca kulaçlar atmak,

Ona kavuşmak için engelleri sabırla aşmak,

Boynu bükük, ama şereflice el-Azim’e sığınmaktır.

Tüm yarattıkları üzerinde irade sahibi olan,

Merhamet ve sevgide sınır tanımayan,

Tüm evrendeki ip uçlarıyla ‘Tek Hakim Benim’ diyen,

Acizlikten ve eksiklikten münezzeh olan Rabbin dergahında konaklamaktır.

İslam;

Her nevi nankörlüğe ve inatçılığa rağmen,

Bizi tehlikelerden selametle çıkaran,

Gönüllere şimşek gibi aşk ve iman ateşi yerleştiren,

Devekuşu misali başımız gömülü olsa da toprağa,

Her lahza bizi gözeten ve koruyana candan sevdalanmaktır.

Bana göre İslam;

Açılan tüm savaşlarda galip olan,

Sefilane nefsimizi cebren kıran,

Yüceliğini her fırsatta şamar gibi suratımıza çarpan,

Yaptığımız veya yapmayı planladığımız ne varsa kalbimizde,

Ayan beyan gören ve işiten Nur’la aydınlanmaktır.

Arsızca, varlığımızla gururlanıp dururken Firavun misali,

Bir sivrisinekle dahi baş etmekten acizken Nemrut gibi,

En basit hacet gidermeyi dahi başaramazken O’nun izni olmadan,

‘Tabiat ana’nın koynunda bilinmezlikler içinde kıvranırken kaskatı,

“Ben sizin Rabbiniz değil miyim?” diyerek bizi ta derinden sarsan,

Alim ve Vahid olanın kapısından ayrılmamaktır.

En sevdiklerimiz üzerine yeminler edip geri dönerken verilen sözlerden sıkılmadan,

Yitirdiklerimiz ardından gözyaşları dökerken usul usul,

Çaresiz bir şey gelmezken elimizden, bir böceği dahi geri diriltemezken,

Tiksindiğimiz kan pıhtısından canlar vuku bulurken canımızın içinden,

Övünülen teknoloji ve bilim, ölüm karşısında kırk takla atarken biçare,

Masmavi gökyüzünü üstümüze örtü, yeryüzünü altımızda yaşam hane,

Dağları teminat bilançosu yapanın dizlerinin dibinden ayrılmamaktır.

Vahşetin en beteri kanı akıtırken gamsız kedersiz,

Kabil vari atarken üstlerine toprakları,

Çarpılası elimizle, dilimizle, gözümüzle naniklerken kardeşimizi,

Kardeşim kelimesinin kutsallığını ve anlamını yitirmişken yüreklerimizde,

Müslüman’ım demeye varıyorsa dillerimiz,

“Mü’min erkekler ve mü’min kadınlar birbirlerinin dostlarıdırlar” ayeti,

“Müslüman kardeşinle didişme ve alay etme!..” hadisi uyarınca,

Ümmetçe yaşamak adına sarılmaktır Rahman’a.

Alice mertliği,

Hamzaca yiğitliği,

Ömerce adaleti,

Ebubekrce sadakati,

Eyüpçe sabrı,

Meryemce temizliği,

Fatımaca yürekliliği,

Ebuzerce özgürlüğü,

Hüseyince vefayı,

Asiyece onuru,

Zeynepçe dikilmeyi bilerek,

La ilahe illallah diyebilmek ve öylece ölebilmektir.

Yorum (0) Yorum yaz!